...AnaSayfa...Seçmece.....Fıkralar...ilginç Konular...ilginç Sözler...Güzel Sözler...Zorluklarla Mücadele...

Bu Sayfada; HINCAL ULUÇHukuk önünde kadınlarla eşit miyiz?..,HAKKI YALÇIN Ölü Bebekler, HÜSEYİN H. SERDAREcyat Kalesi, Sevda Tepesi ve Gurur,.Nazif Okumuş Halaçoğlu Hoca doğruları söylüyor ,BEHİÇ KILIÇVatan toprağına bak!,HULKİ CEVİZOĞLU SALDIRANLAR ARASINDA ABD ASKERİ VAR MIYDI?,MEHMET ŞEVKİ EYGİ Vicdansız Müslümanlar!..
Reha Muhtar 
Çapkın kadınlar,Necati Doğru Ar damarı çatlamış “Çalık’lamacı” havası!,Sebahattin ÖnkibarÖnder Sav'ın Müslümanlığı mı, AKP'nin İslamcılığı mı?

Köşe yazıları,Yorumlar,Siyaset,Politika,Gündem,Yazarlar.


SABAH Gazetesi HINCAL'IN YERİ 20 Nisan 2005

Hukuk önünde kadınlarla eşit miyiz?..

Başlıktaki soruya şaştınız herhalde.. Çünkü genel kanı bu ülkede kadınının ezildiği şeklindedir. Acaba öyle mi?.. Hatta tersine aslında erkeklerin eşit olmak için feryatları gerekmez mi?. Hani Anayasamız " Kanun önünde her vatandaş Türk eşittir " diyor ya..
Şimdi olaya bakın.. İş adamı arabası ile giderken, otostop yapan bir kadını arabasına alıyor. Laf lafı açıyor. Ortaköy'de oturup bir şeyler içiyorlar. Sonra geceye devam kararı alıp adamın iş yerine gidiyorlar. Adam az sonra uykuya dalıyor.
Uyandığında Audi marka otomobili, kol saati, bilgisayar ve printeri ve cüzdanının çalındığını görüyor. İçkisine ilaç konup uyutulduğunu anlıyor ve soluğu karakolda alıyor.
Polisler bu tür soygunları yapanları biliyor. İş adamının önüne şıpın işi sabıkalı resimleri koyuyorlar. Adam kadını hemen tanıyor. Sahtecilik, hırsızlık, polise mukavemetten sabıkalı biri.
Polis aramaya başlıyor. Otomobil bir süre sonra, hasarlı olarak bulunuyor. Kadın üç ay sonra yakalanıyor, olanların bir bölümünü kabul ediyor..
Otostop, Ortaköy.. İş yerinde içki.. Sevişme.. Hepsi tamam..
Adam öyle mutlu oluyor ki bu sevişmeden, Audi marka otomobilini kadına kendisi veriyor. Öyle diyor kadın.. Bir sevişmeye bir Audi..
Peki mahkeme ne karar veriyor?..
Tutuksuz yargılanmak üzere serbest!.. Şimdi olayı tersine çevirelim.. Otostop.. Ortaköy'de içki.. Adamın evine gitme.. Cinsel ilişki ve ardından kadın karakolda.. İddia ediyor ki..
Adam evde içkisine bir şeyler karıştırmış. Kadın kendisine geldiğinde bir bakmış, perişan(!) Adam tecavüz etmiş ona.. Hadi Adli Tıp.. Sperm örnekleri. Kadından alınan ile erkeğinki ayni.
Adam diyor ki.. "Yahu benimle kendi rızası ile beraber oldu. Sonra para istedi. Vermeyince polise gitti.." Mahkeme dinler mi?.. Örneği var mı, dinlediğinin?..
Adam haydi içeri.. Pirincin taşını ayıklayana kadar içerde kalır. Ayıklayamazsa da hapı öyle bir yutar ki..
Örnek.. Ayni Hürriyet gazetesi.. Dört sayfa ileri gidin.. Abdullah Kalafat'ın başına gelenler..
Hani bir hemşire, parkta yürürken tecavüze uğradığını iddia etmişti. Poliste bilgisayarla resmini çizdirmiş, tarife uyan birini de teşhis edip, önüne getirildiğinde "İşte bu" demişti..
"Bu" dediği Abdullah Kalafat işte.. Anında tutuklanıp hapse atılmış. Tecavüz hapishane raconunda en aşağılık suçtur. Böylelerini aralarında istemezler. Döverler, işkence, hatta tecavüz ederler ve hatta öldürürler. Kalafat da hapiste iken feci dayaklar yemiş.. Sonunda Adli Tıp'tan haber gelmiş ki, kadında bulunan spermlerle adamdan alınanlar uyuşmuyor. Abdullah serbest kalmış..
Çektikleri.. İşkenceler, dayaklar.. Adına düşen leke..
Allah'tan kadında sperm örnekleri var.. Yıkasa, ya da atmış olsa iç çamaşırını, yandı gülüm keten helva..
Peki "Bana işte bu adam tecavüz etti" diye ifade veren hemşireye ne oldu?..
Hiçbir şey.. "Bana polis baskı yaptı. Onların zorlaması ile teşhis ettim " dedi bu kez.. Polis teşkilatından çok sert bir yanıt alınca sustu, kayboldu. Olay unutuldu. Abdullah Kalafat çektikleri ile kaldı.
Özet..
Bir kadının ifadesi çok sıradan bir adamın bile hayatını kaydırabiliyor.
Oysa erkek anlatırsa, bin sabıkalı bir kadını tutuklatmaya bile yetmiyor, ifadesi.. Şimdi söyleyin..
Türk kadını ve erkeği, kanun önünde eşit mi?.

...AnaSayfa...Seçmece.....Fıkralar...ilginç Konular...ilginç Sözler...Güzel Sözler...Zorluklarla Mücadele...

  Takvim Gazetesi 10 Mayıs 2005 salı Hakkı Yalçın

Ölü bebekler

Şöhret meraklısı kaynanalar ve gelinlerin aleminden, ölü bebeklerden "reklam sergisi" düzenleyen hekimlerin dünyasına taşındık. Yaşamın en çirkinini "canlı" tutarak, asil ölümleri teşhir edenleri izledik.
Ah o şöhret denen berbat tutku! İnsanlığın yüreğine inen giyotin! Ah o, asalate diz çöktüren zalim ihtiras. Renkli camın günahı yok. İçindeki insanların hangi amaca hizmet ettikleri ortadayken, suçu cansız bir cama maletmek insafsızlık olur.

***
Yıllardır toplumun önüne çıkartılan ahlaksız kimliklerin bedelidir bunlar.
Adına komik denen ahlaksızlara kahkahalarla gülenler, piyasaya genç kız kazandırmanın ödülünü böyle zibidilere verirken, başkalarına de cesaret verdiler.
Basılan kadınlar, kocalarına renkli boynuz takan assolistler şöhretin kaymağını yerken, bir hekim de aynı mazareti uydurdu.
"Geldiğimde kapı aralıktı, ben de payımı istedim!"
***
Ölü bebeklerden "reklam sergisi" düzenleyen bir adamın hekim olması, sizleri şaşırtmasın.
Bu ülkede film artistlerine profesörlerden daha çok değer veriliyorsa, mankenler öğretmenlerden daha çok itibar görüyorsa, bunlar olağandır.
Ayağında ayakkabısı olmayan biçare kadınları ekrana taşıyıp, onları mahalle kavgasına yem eden sömürü ilaheleri(!), o hekimden farklı mıdır? Televizyonların içine mevzilenen ve sözde dert dinleyen bu pespaye düzenin, melek duygular üreteceğini mi sanmıştınız? Her şey para ve reklam... Adına futbol yorumcusu denen koca adamların, dansöz gibi kıvırmasının altında yatan gerçek nedir sanıyorsunuz ki?
***
Her şeyimizi kaybediyoruz. Sevgimizi, saygımızı zaten yitirdik. Devletin başındaki adamların "heybetli naralarından" cesaret alıp, bitirimliğin bütün kollarını harekete geçirenler, ülkeyi mahvettiler.
Ne hak kaldı, ne hukuk.
Tek hedef, kolay yoldan parayı kazanmak ve şöhret olmak.
Çocuklarımızın son kuruşunu SMS'le çalacak kadar, gözlerini para bürüyen televizyonlar, gerçek sanatçıya ve namuslu insanlara vermediği değeri, zibidilere, mankenlere ve ucuz habere verdiği içindir ki, sıra bebeklere gelmiştir.
Ölü bebeklere...
Hakkı YALÇIN
Hiçbir zaman gökten gül yağmaz.
Daha çok gül istiyorsak, daha çok fidan dikmeliyiz.

03.10.2006 Ortadoğu Gazetesi Hüseyin H. Serdar

Ecyat Kalesi, Sevda Tepesi ve Gurur

Suudi Krallığının akıl dışı uygulamalarından birini 2002 yılında görmüştük.

Hicaz Valisi Osman Paşa tarafından mübarek toprakları korumak için Bülbül dağında Kabe'ye hakim görüntüsü olan eski kale "askeri mimariye" uygun bir şekilde düzenlenir.

Bülbül dağı Mekke'nin en yüksek arazisidir ve kale dış surlarıyla birlikte 23 dönümdür.

***

Kral hazretleri Arabistan yarımadasındaki Türk izlerini sile sile gelip kaleye dayanır.

"Hacılara ve Mescid-i Haram'a hizmet için Kaleyi yıkılacaktır."

Kale de, belli bir dönem Türk mimarisini yansıtan, "insanlığın ortak kültür mirası" olarak değerlendirilen bir eserdir.

***

Kepçenin kahpe vuruşları başladığında konuyla ilgili Bursa Hakimiyet' te bir makale yazmıştım.

2002 yılının sonlarına doğru Kale' ye dozerler dayanınca Kültür Bakanlığımız UNESCO nezdinde olayı protesto etmiş, ayrıca Suudi Elçisini de uyarmıştı.

Ne çare !..

Çok katlı Oteller hızla gökyüzüne uzandı, hizmete hazır hale getirildi.

***

Türk'ten hoşlanmayan zihniyet Türk eserlerinden hoşlanır mı ?

Yine bu Suudi zihniyeti yıllar önce Mescid-i Haram'a atalarımızın yaptığı bölümleri, revakları yıkmaya teşebbüs etmemiş miydi ?

Ama o zaman Türk kamuoyu, yönetimi ayağa kalkınca Kraliyet geri adım atmıştı.

Fakat Ecyat kalesi birkaç günde yerle bir edildi !

***

Şimdi aynı kral hazretleri eteklerini tuta tuta İstanbul'da Boğaziçi'nde Saray yapmaya uğraşıyor.

Merhum Özal zamanında, 1984 yılında "Prens Abdullah Bin Abdülaziz" e satılan "Sevda Tepesi" için kıyamet kopuyor.

İstanbul Belediyesi, "aman Kralı darıltmayalım" diyerek burasının imar durumunu değiştirmek için çareler arıyor.

Bulurlar…

***

Dış İşlerinden bir Allah'ın kulu ;

"Haşmetmeap, Ecyat Kalesini niçin yıktınız, benzerini bir yere yaptınız mı" diye sormuş mudur ?

Ya da, Başbakanlıktan bir yetkili durumu hatırlatıp inceden inceye bir fırça kaymış mıdır ?

Ne gezer !…

***

Görgüsüz Kral ailesine Türkiye'nin altın anahtarını vermedik o kadar.

Etrafında pervane olduk.

***

Halbuki bu zat-ı muhteremler, Türk milletine ne gözle baktıkları bilinir.

Bütün hayvanatları bile bize üstün tutarlar, Osmanlıya ihanet edenleri de taltif ederler.

İsyan sırasında İngiliz ajanı, Türk düşmanı Lawrence' in Cidde' de bir süre oturduğu evi tamir ettirip girişine de "Bu ev, Osmanlıya karşı bağımsızlık savaşı veren Suudilere yardımcı olan İngiliz asıllı Thomas Edward Lawrence tarafından karargah olarak kullanılmıştır." diye yazdıran da bunlardır...

Şimdi bu ailenin fertleri için yasalarımızı, yönetmeliklerimizi ayaklar altına alacağız.

Hadi diyelim ki bu Arap şeyhleri densizce işler yapıyor, uyarılara aldırış etmiyor.

Peki, bizim yöneticilerimiz olanlara aldırmıyor mu ?..

***

Ne oldu "Devlette devamlılık vardır" ilkesine ?..

Sordunuz mu Suudi şeyhine, sordunuz mu hesabını ?

2002 de Kültür Bakanlığının başlattığı takibin sonucu ne oldu ?

Yoksa, dolarlar ve ortaklıklara feda mı ettik gururumuzu !..

...AnaSayfa...Seçmece.....Fıkralar...ilginç Konular...ilginç Sözler...Güzel Sözler...Zorluklarla Mücadele...

22 Ağustos 2007 Nazif Okumuş Halaçoğlu Hoca doğruları söylüyor

İlim adamlarının da siyasetçiler kadar halk dalkavukluğu dediğimiz popülist davrandığı günümüzde; şükürler olsun ki, helal süt emmiş bir memleket evladı, üstelik en hassas konulardan birinde, gerçekleri takır takır sıraladı. Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar atasözü hesabı, bazı Kürtler'in aslında Türkmen, bazılarının da Ermeni kökenli olduğunu söyleyen Türk Tarih Kurumu (TTK) Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu da fincancı katırlarını ürkütüp karşısına aldı.

Önce, Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu'nun, Kayseri'de düzenlenen "Türk tarihi ve kültüründe Avşarlar" konulu sempozyumda söylediği ve medyanın ağırlıklı kısmı ile dinlediğini anlamayan, çarpıtanların hop oturup hop kalktığı o tespitleri özetleyelim:

"-Ben 'Bütün Kürtler Türk'tür' demedim. Ama, belgelere göre, bazı Kürtler'in, Osmanlı arşivlerindeki kayıtlarıyla soylarının ortaya çıktığı söyledim. Mesela, tehcirden (sürgün) kurtulmak için kendini Kürt Alevi olarak tanıtan pek çok Ermeni vatandaşımız var. Yapısal olarak ve kaynaklara göre, Türkmen asıllılar var. Merak edip gelen ve soyunu öğrenmek isteyen Kürtler'in içinde, 24 Türk boyundan birine mensup çıkanlar çok fazla...

Ben bunlardan bahsettim. Belgesiz ve bilgisiz konuşmam. Tersini öne süren ve karşı çıkanların bilimle alakalarını da halkımız bilir."
Belge ve bilgiler ortada
Görüyorsunuz, lafa gelince herkesin " Birlik-beraberlik, demokrasi, düşünce hürriyeti, akademik duruş" dediği Türkiye'de belge bilgiye dayalı böyle konuşan bir profesöre, yargısız infaz yapılmak isteniyor!
Kimlikleri herkesçe bilinen bazı dernek ve vakıf başkanları ile yöneticileri, siyasetçiler, hatta tarihçi bile olmayan, uzmanlık sahalı farklı kimi bilim adamları Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu'na veryansın ediyorlar.
"-Irkçılık yapma, istifa et" diyenler de var, bağımsız seçilen milletvekilleriyle TBMM'de grup kuran DTP gibi "Bölücülük yapıyor" suçlaması yapanlar da...
Allah'tan; yaşı, tecrübesi, bilim dünyasındaki kariyeri, sayısız eserleri, kılı kırk yaran tahlil ve araştırmacılığı, meslektaşları arasındaki saygınlığı ve hassasiyetleriyle bilinen Halaçoğlu Hoca, bu tür kolpalara, aba altından sopa göstermelere pabuç bırakacak adam değil! İnandığının arkasında yiğitçe duracak, tek başına kalacak olsa da bilim adına doğruları haykırmaya devam edecek bir tarihçi. Ülkesini, milletini ve coğrafyasını sevmekle kalmayıp sorumluluğu gereği hizmetini de her an sürdüren bir insan...
Popülist tarihçiler utansın
Ve de en önemlisi; Prof. Dr,. Yusuf Halaçoğlu, tarihi belgeleri, arşivleri tahrif etmeden, yakıp yıkmadan, çarpıtmadan, üstelik bütünün parçalarını da dikkatle ezenli tesnif ederek, birlikberaberliğimize katkıda bulunuyor.
Ne suretle olursa olsun; yalandan veya inanarak birlikberaberlik nutukları atanlar, ayrımcı olmayıp bütünleştirici davranın Hoca' yı eleştirmemeliler. Eğer, belgesiz, kayıtsız ve bilgisiz konuşuyorsa, hep birlikte tepki gösterelim ama; Prof. Dr. Halaçoğlu öyle biri olmadığına göre açık desteği hak ediyor.
Buna rağmen, halk dalkavukluğu dediğimiz popülist yaklaşımı tarihe bile mal eden Prof. Dr. Unvanlı bir çok kişi kulağının üstüne yatmış seyrediyor. Kimi, hafızasını kaybetmiş ağırlıklı medya ile ters düşmemek, kimi sivil toplum yöneticisi diye fink atan ağzı bozuklarla bozuşmamak, kimi de boşalan yere balıklama atlamak için bekliyor.
Onlar, Osmanlı padişahlarının saraydaki cinsellik hikayeleri ile milleti avutup Atatürk' ün rakı sofraları ve kadınları ile medyatik prim yaparken, Halaçoğlu gibiler, milletin varlığı ve bütünlüğü için risk alıp hem atalarına, hem de Atatürk'lerine layık gayretteler. Irkçı ve etnikçilerin gerçek yüzlerini bir defa daha görmemize vesile olduğu için Halaçoğlu' na şükran sunuyoruz.

İftiracı işbirlikçi

19 Eylül 2007  TAKVİM GAZETESİ

Kendilerini Türk diye tanıtmaktan kaçınıp Başbakan Recep Tayyip Erdoğan gibi "Türkiyeli" görünmekten hoşlanan medyadaki İsmail Türüt feveranı sürüyor.
Belirttiğimiz gibi, İslamcı geçinen Amerikancı işbirlikçiler ile küresel sermayenin kucağına düşmüş eski tüfek Marksist dönmesi liboşlar, hop oturup hop kalkıyor.
Savcıları göreve davet etmekle kalmayıp yargısız infaz kararını bile verdiler. Neymiş; İsmail Türüt'ün türküsünde Hırant Dink cinayetine övgü düzülüyormuş! "Fatihalar, Yasinler bitmez Karadeniz'de" sözleri de bunun kanıtıymış! Türklük ve İslam düşmanları ne derse desin, ne yaparsa yapsın; bu büyük millet sinmeyecek. Onların kuru gürültüleri karşısında boyun bükmeyecek. Iftira ve saldırılarına sessiz kalmayacak. Bir de utanmadan, bozuk plak gibi aynı şeyi tekrarlayıp Türüt'ün türküsüne büyük tepki olduğu yalanını söylüyorlar. Bu şekilde hukuku, savcıları ve adliyeyi tesir altına sokmaya çalışıyorlar.

Millet bağrına basıyor Oysa, o İslamcı geçinen Amerikancı işbirlikçiler ve küresel sermayenin kucağına düşmüş liboşlar ile dinsiz ve vatansız kimliksizler hariç, Türk milletinin tamamına yakını "Plan Yapmayın Plan" adlı o parçayı sahiplendi. "Bölücülük borusu ötmez Karadeniz'de" diyen İsmail Türüt'ü bir defa daha bağrına bastı. Bunu gören işbirlikçiler de yeni iftiralar atıp akıllarınca hem efeleniyor, hem de sistemdeki yandaşlarına yol göstermeye çalışıyorlar. Bir tanesi de; üstelik sözde İslamcı geçinen özel bir kapıdaki liboş, hunharca katledilen Hırant Dink'e atıfta bulunup "Kökeni Ermeni diye, fikri farklı diye katli vacip mi olacak?" diye soruyor. "Utanmazlığın daniskası" derler buna... Üstelik sinsi bir ustalıkla yapılmış bölücülük de cabası!.. Anadolu toprağında birlikte yaşadığı Ermeniler'i "Tebayı Sadıka" ilan edip kardeşliğini vurgulayan Türk milletine atılan en büyük çamurdur bu... Üstelik kökeni Ermeni diye bu ülkede kimse vurulmadı ama, Türk olduğu için, Türklük aşkıyla yoğrulduğu için, büyük Türk milletine hizmet ettiği için nice canlar katledildi.Bunu gözardı edip yalan ve iftira kampanyası açanlara duyurulur.

                                          

...AnaSayfa...Seçmece.....Fıkralar...ilginç Konular...ilginç Sözler...Güzel Sözler...Zorluklarla Mücadele...







Vatan toprağına bak!13.09.2007 Tercüman Gazetesi BEHİÇ KILIÇ

MUĞLA, Yatağan Ortaca’ya bayrak çeken Alman’ı kollayan devletin yargıladığı vatandaşlarımızı yazmıştık...
Devam edelim...
Kendi topraklarının ellerinden kayıp gitmesine tahammül edemeyen Ortacalılar’ın kapısında süründükleri mahkemeye verdikleri dilekçeyi okumaya devam edelim de acıklı halimizi görelim!..
Bu dilekçe,Türk topraklarının nasıl elden çıktığının, ülkemizin nasıl bir tarassut ve tasallut altında bulunduğunun özlü ifadesidir...
Ortaca’da egemenlik sahası ilan eden, parayla aldığı tohrağa bayrağını diken Alman’ı uyardıkları için yargılanan Ortacalılar diyorlar ki; “Nasıl ki batılı emperyalistlerin dayatmalarıyla ıslahat fermanı çıkmış ve böylece toprak satışı serbest bırakılmış ise bugünde Avrupa Birliği dayatmalarıyla yabancılara toprak satışı serbest bırakılmıştır. Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Litvanya, Estonya gibi pek çok Avrupa ülkesi, Avrupa Birliği’ne girmeden önce yabancılara toprak satışını serbest bırakmayı reddetmişler ve onların bu karşı duruşu kabul edilmiştir...”
Türkiye’nin “Avrupa Birliği’ne girmeyecegi, ucu açık sürelerin verildigi ve bu sürelerin her defasında biraz daha uzatıldığı bir durumda hiç duraksama göstermeden yabancılara toprak satışını kabul ettiği” belirtiliyor. Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu’nun 06/02/2006 tarihli raporuna göre, kesin bir bilgi olmamakla birlikte, yabancılara toprak satışının serbest bırakılmasıyla 51.012 yabancı, toplam 47.240 adet taşınmaz satın aldığı, satın alınan taşınmaz miktarı ise 272.871.200 metrekare olduğu belirtiliyor...
Türk ortaklı alımlar, özelleştirmeler, şirket devirleri ve özellikle GAP bölgesinde kayıt dışı olarak yabancılara geçen taşınmaz miktarı ise kamuca meçhul!..
Yabancıların taşınmaz satın almalarında dikkati çeken husus, bir bölgede koloniler halinde yerleşmeleridir.
Ortacalılar’ın feryatlarına bakınız...
Bunun sonucunda Kalkan da bir Ingiliz mahallesi kurulmuştur. Kalkan ticaretinde söz sahibidirler.
Fethiye Ölüdeniz civarında yaklaşık 4000 konut yabancıların elindedir.
Onlar da kayıt dışı turizm işletmeciliği yapmaktadır.
Milli ekonomi zaafa uğratılmaktadır.
Didim’in önemli bir kısmı yabancıların eline geçmiştir.
Elektrik ve su faturaları Ingilizce olmuştur.
Kendi bölgemiz Ortaca ve Dalaman ilçelerinde de İngiliz ve Alman mahalleleri vardır.
Yabancıların koloni halinde yerleşim birimleri kurmaları ile misyonerlik faaliyetleri daha da kolaylaşmış ve yoğunlaşmıştır.
Işsiz gençlerimize, para verilerek, kilisenin korumasına alınacakları, Avrupa’ya rahat gidip gelecekleri ve iş sahibi olacakları söylenerek, Hıristiyanlaştırılmakta, yabancılaştırılmakta ve kendi milletine karşı ajanlaştırılmaktadır...”
Bu noktada hatırlanan vahim durum nedir?..
Yabancılara toprak satışı ile bizim “ikiz ihanet yasaları” dediğimiz, yasalar arasında çok yakın bir ilgi bulunmaktadır.
Bilindiği gibi 2003 yılında iktidar ve muhalefet milletvekillerinin oylarıyla kabul edilen bu yasalara göre dilsel ve dinsel azınlık kavramları getirilmiş, azınlık kavramı genişletilmiş ve bir bölgede yaşayan azınlıklara kendi bölgelerindeki yer üstü ve yer altı kaynakları üzerinde hak iddia etme ve kendi kaderlerini tayin hakkı tanınmıştır. Bu yasalara göre Türkiye, bu yükümlülüklerini yerine getirmediği taktirde yabancı ükelerin askeri yaptırımları da dahil olmak üzere her türlü yaptırım ile karşılaşabilecektir.
Ortacalılar sesleniyor... “Sayın Yargıç; “Toprak” bagımsızlığın ve egemenliğin adıdır. Toprağınız yoksa eğer ne egemenliğiniz ne de bayrağınız olur. Oysa bugün Türkiye, dış borç faizlerini ödeyebilmek için, döviz karşılıgında vücudunu satıyor. Türkiye aslında egemenliğini satıyor. Bundan daha büyük utanç olabilir mi? Eğer biz yanlışsak, bütün bu satışlar dogru ise, o zaman soruyoruz. Kurtuluş Savaşı’nı biz neden yaptık, neden düşmanı Polatlı önlerinden çevirdik. Neden milyonlarca şehit kanı ile sulandı bu topraklar?”


Yazı Tarihi: 23/10/2007 Hulki Cevizoğlu Türkiye'de Yeniçağ Gazetesi

SALDIRANLAR ARASINDA ABD ASKERİ VAR MIYDI?

 Neredeyse her hafta, çok iyi yetişmiş 10-15 komando askerimizi şehit veriyoruz.
Her hafta, tepkiler büyüyor. En son, Irak sınırına sıfır noktası olan Hakkari- Dağlıca’da, 20 Ekim (2007) cumartesi gecesi, saat 24.00’e yaklaşırken 12 şehit daha verdik. Türk milleti infial halinde.
PKK’lı teröristlerin 200 kişilik bir grupla saldırdığı ileri sürülüyor. Genelkurmay’ın yaptığı açıklamaya göre, “misliyle karşılık” verilmiş ve 32 PKK’lı terörist öldürülmüş..

MEHMETÇİĞE, ABD Mİ KURŞUN SIKTI?..
Şimdi can alıcı soruyu soralım:
“Türk Ordusu’na saldıran PKK’lılar arasında ABD askerleri var mıydı?..”
İlk bakışta, kışkırtıcı bir soru gibi gelebilir. Ama bu; ABD’nin yıllardır süren PKK desteği; Türk Ordusu’na karşı tavrı ve PKK’nın eylem biçimine baktığımızda çok mantıklı ve üzerinde dikkatle durulması gereken bir sorudur. Bu soruyu Pazar günü (21 Ekim), öğle saatlerinde Yeniçağ Televizyonu’nda, gece de Kanaltürk’te  “Ceviz Kabuğu-Özel” de dile getirdim.
Sorunun özüne ve dikkat çeken noktalara dönelim.
PKK, bugüne kadar bu kadar kalabalık biçimde dolaşarak, hedef olmayı göze almamıştı.  Saldırıdan sonra -32’si öldürüldükten sonra-, bu kadar kalabalık PKK’lı nereye kaçabildi?
Türk Ordusu, elinde her türlü teknik donanım varken, bu kalabalık terörist grubu nasıl haber alamadı?.
ABD, uyduları aracılığıyla timlerimizin hareketini ve yerini nokta olarak belirleyip, PKK’ya mı bildirdi?.. Eğer öyleyse, PKK’nın elinde, havadaki bilgileri yerde alabilecek hangi teknik cihazlar var?.. Bunları kim kullanıyor, PKK’lı çapulcular mı, yoksa uzmanlaşmış birileri mi?..
İşte bu  “birileri” , ABD’li teknik uzmanlar olabilir mi?
Özellikle son saldırıdaki noktalar, bunların 3-5 gün önce dağa çıkan terörist işi olmadığını gösteriyor.. Yani sonuç olarak; teknolojiyi kullanan ve Mehmetçiğe kurşun sıkan “PKK görünümlü ABD askeri ve uzmanı”  mıdır?..
Bundan çok ciddi kuşkularım var..

ABD JETLERİ, KURMAY ALBAYI ŞEHİT ETTİ!..
Böyle düşünmemiz için, son saldırının dışında da geçmişte yaşanan çok olay var.
ABD, Türkiye’deki İncirlik Üssü’nü kullanarak PKK’lılara yardım malzemeleri atmıştı..
ABD, Muavenet Gemimizi vurmuştu..
ABD, Irak-Süleymaniye’de askerimizin başına -Org. Hilmi Özkök döneminde- çuval geçirmiş, sonra telefonlara bile çıkmamıştı..
Ta, 1919 yılında Türkiye’yi dörde bölen haritalar yapmış, işgal emri vermişti..
ABD, bizim topraklarımızda asker barındırıyor(üslerde) ve bizi vuruyor, devleti bölmeye çalışıyor, PKK’ya toz kondurmuyor.. (Ama kendi çıkarları için, sözde, “terörle mücadele” adı altında dünyayı işgal ediyor..)
Pazar gecesi Ceviz Kabuğu’nda dehşetli bir olayı anlattı, emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu.
ABD, önüne gelene ateş açıyor, vuruyor, yıkıyor. Bize ise “dur” diyor.. Bizim hükümet de duruyor!.. Hem de esas duruşta.
Hakkari Dağ Komando Komutanlığı yapan Pamukoğlu ne dedi biliyor musunuz:
“ABD jetleri, Albayımızı vurdu, şehit etti!” dedi. Bu uçaklar, Türkiye’deki İncirlik Üssü’nden kalkmıştı!..
Birkaç soruma E.Tümg. Pamukoğlu’nun verdiği yanıtları birleştirerek, sunuyorum:
“Daha beteri var. 1994 Nisan’ında, PKK’nın kamplarına ani taarruz ettik. 3. günde, Genelkurmay Başkanımız (Doğan Güreş), ısrarla beni aradı. ’ABD, Kuzey Irak’ta 2 Birleşmiş Milletler helikopterini vurdu’dedi. İçinde ölen Türk subayları da vardı. Toplam 20 subay öldü. Bizim en yüksek rütbeli şehidimiz Kurmay Albay idi.. Bu jetler, Türkiye’deki İncirlik Üssü’nden kalkmıştı!..”

KENDİ AYAĞINA KURŞUN SIKMAYA DEVAM!?..
Şimdi, başlıktaki soru daha da anlam kazanıyor değil mi?
PKK’nın en büyük destekçilerinden olan Barzani’ye her türlü ekonomik, teknik yardımı yapan Türkiye, kendi ayağına kurşun sıkmış olmuyor mu?..
Bu mantıkla mı terörle mücadele edeceğiz?
Terörist başını İmralı’da esir tut(ne kadar esirse?), ama bir şey yapama!.. (Yılanın başı elindeyken, kuyruğu sizi ısırabilir mi?.. Ama ısırıyor, nedense..)
Yabancı ülkeler PKK’ya destek oluyor diye bağır, ama en büyük desteği sen ver!. Ve tüm uyarılara karşın onları beslemeye devam et!..
Ne demiştim, iki hafta önce: Türkiye
bitmiştir!...
B u l u n u r k u r t a r a c a k
b a h t ı k a r a m a d e r i n i !..

Vicdansız Müslümanlar!...

VİCDANLI, merhametli, şuurlu (bilinçli), ahlâklı, faziletli, mürüvvetli Müslümanlar!.. Bu yazı sizleri hedef almıyor, üzerinize almayın, üzülmeyin, hattâ okumayın bu satırları... Bu yazı vicdansız ve daha nice... sız Müslümanlar için yazılmıştır. Arzu ederlerse okurlar, ibret alırlar, düşünürler... Arzu ederlerse bana hakaret edebilirler. Eyvallah...

Afganistan’da din kardeşlerimiz kan ağlıyor. Ülkeleri harabeye döndü. Bir milyon Müslüman öldü. Çingiz orduları ancak bu kadar vahşi olabilirdi. Siz bu faciaya yeteri kadar üzülüyor musunuz? İki sene önce bir kere vah vah tüh tüh demişsiniz, bu üzülmek midir?

Filistinli kardeşlerimiz korkunç bir esaret ve işkence altında. Gazze’de bir milyon Müslüman zindan çilesi çekiyor. Hiçbir suçları, sorumlulukları olmadığı halde Filistin halkı vatanlarından sürüldü, 1948’den beri korkunç zulümlere mâruz bırakılıyor. Bebekler bile öldürülüyor, hastalar hastahanelere taşınamadığı için kıvrana kıvrana can veriyor. Açlık, sefalet, işsizlik, işkence, baskı... Siz bu zulme ne kadar üzülüyorsunuz? Yeteri kadar derseniz, yemin edebilir misiniz? “Ben bir Müslüman olarak Filistinli mazlum kardeşlerim için YETERİ kadar üzülüp kahr olduğumu yeminle beyan ederim...” diyecek haliniz var mı?

Irak’ta bir milyon Müslüman öldürüldü. Yarım milyon çocuk yetim kaldı. Irak yanıyor. Irak’ta ağır yaralı Müslümanlar camilerde öldürüldü. Irak’ta Kur’an parçalandı, yerlere atıldı, çiğnendi, helaya süpürüldü. Siz bunlara yeteri kadar üzülüyor musunuz?

Mısır devletinin anayasasında “Devletin dini İslâm’dır” yazılı ama hapishaneler Müslümanla dolu. Siz buna üzülüyor musunuz?

İsmini vermeyeceğim bir Türkî cumhuriyette birkaç sene önce gösteri yapan Müslümanların üzerine ateş açıldı, birkaç bin kişi öldürüldü.

Orada şu anda binlerce Müslüman çok kötü şartlar altında hapishanelerde inliyor. Orada Ezan okumak bile yasak. Siz buna üzülüyor musunuz?

Çin’de Uygur Müslümanlarına zulm ediliyor. Siz üzülüyor musunuz?

Somali’de Haçlılar Müslümanlara savaş açtılar, ülkelerini işgal ettiler, meşru hükümetlerini yıktılar, orada da savaş var, kan ve gözyaşı var, sefalet ve bin türlü rezalet var. Siz Somali için ağladınız mı hiç?

Guantanamo cehennemi zindanında yüzlerce din kardeşimiz en ağır şartlar altında eziliyor. Onlara ne kadar acıyıp ağlıyorsunuz?

İmanı ve vicdanı olan bir Müslümanın bunca facia karşısında ağlamaması, feryat ve figan kopartmaması, kendini yerden yere atarak hıçkırıklara boğulmaması mümkün müdür?

Yüce Allah bizi onlara kardeş yapmıştır. Yüce Peygamber “Doğuda bir Müslümanın ayağına diken batsa, batıdaki Müslüman o dikenin acısını yüreğinde hissedecektir” buyurmuştur.

Moskof’ların Özi şehrini ve kalesini alıp Müslümanları kılıçtan geçirdiklerini öğrenince zamanın Padişahı Birinci Abdülhamid Han hazretleri ta yürekten bir “Ah!..” kopartmış, sonra yere yıkılıp kalmış. İnme inmiş sultana. Biraz yatmış ve canını Allah’a teslim etmiş. Merhametli Padişahmış. Kederinden ölmüş...

Müslümanlar öldürülür, kılımız kıpırdamaz... Müslümanların başına ateş yağdırılır, aldırmayız. Müslüman ülkeler işgal edilir, gereği gibi protesto etmeyiz.

Ah vicdansız Müslümanlar!.

     Reha Muhtar    rmuhtar@gazetevatan.com 27.04.2008
 Çapkın kadınlar 

Bir erkeğin beraberindeki kadını “okumasıyla”, o kadının kendi hayatını “yazması” birbirinden çok farklıdır...

Bir kadın, erkeğe uzun süreli tavır yapıyorsa altında mutlaka “okunması gereken” farklı bir hal vardır...

Kadın-erkek beraberliklerinde ilişki belirli aralıklarla devam ederken kadın eski sıklıkta aramıyorsa, durumun mutlaka önemli bir nedeni vardır...

Büyük olasılıkla da bir başka erkek piyasada dolaşmaktadır...
***
Erkek takımı hayatta empati yeteneğinden fazlaca yoksun olduğundan, kadının aramasındaki seyrekliği “şerre” yormaz, “hayra” yorar...

“İşi vardı aramadı...”, “arkadaşlarıyla buluşmuştu vakit bulamadı...”, “ailesiyle beraber olacaktı, zaman bulamadı...” gibi fazla derine inmeyen, kendini aldatan zevzekliklerle rahatlar...

Oysa bir kadının bir erkeğe duyduğu ilgi, onu sürekli kontrol etmek istemesinden anlaşılır...

Aslında sürekli kontrol, kadının tek ilgisinin o erkek olduğunu kesinlikle göstermez ama kontrol yoksa ilgi zaten hiç yoktur...

Erkek boşuna heveslenmemelidir...
***
Neyse bir kadın ailesini, arkadaşlarını, işini gücünü, bahane edip aramaları seyrekleştirmişse; ya gözüne kestirdiği, ya kafasına taktığı, ya da yakında hayatını değiştirmek üzere kendini hazırladığı bir durumu mutlaka vardır...

Çünkü kadınlar erkekler gibi değildir, bir kaç işi bir arada yapabilme yeteneğine zaten haizdir...

Bu özelliğine rağmen telefonlar seyrekleşmişse, buluşmalar azalmışsa, yapılacak işler çoğalmışsa, etrafta başka potansiyel adaylar var demektir...

Kadın gözünde “yeni bir seçim, yeni bir arayış, iyi olanın kazanacağı yeni bir yarış” başlamış demektir...
***
Erkekler, bu durumları genelde farketmezler...

Kendileri sözkonusu oldu mu, kadın arayışlarına ihtimal vermezler...

Arayışta olanlar hep başka kadınlardır...

Onlara pas verenler, müthiş cazibelerinden etkilenen mutsuz kadınlardır...

Sevgilileri hırbonun biridir, onu anlamamaktadır ve o kadın da kendisi gibi müthiş bir erkeğe pas vermektedir...

Oysa erkek bilmez ki, yanında ya da uzağında beraber olduğu kadın mutsuzsa, hatta mutluysa ama arayıştaysa aynı “denemelerde” bulunacaktır...

Bu durumu bir erkeğe anlatmak imkansızdır...

Erkek bir taraftan kıskanır... Bir taraftan da kendi yanındaki kadına çapkınlığı konduramamaktadır...

Korkusu, özgüven eksikliği, cinsel yetersizlik ezikliği sonucu erkek “kadın çapkınlıklarından” korkar...

Daha doğrusu “çapkın kadınlardan” korkar...
***
Çapkın kadınlardan korkan erkek, yanındaki kadının çapkınlığının düşüncesine bile tahammül edemez...

Onun için kendi sevgilisinin munis, mazbut, prensipleri ve duruşları olan bir kadın olduğuna inanır...

Oysa hayatta kimse hele hele bir kadın hiçbir zaman munis değildir...

Ancak munis gibi gözükebilir...

Hayatta kimse mazbut da değildir...

Olsa olsa duruma göre mazbut olabilir...

Hayatta prensipleri ve duruşları olan kadın konusu ise alaboraya açık bir konudur...

Sevgililerinden bunu bekleyen erkeklerin kadınlar konusunda, “hangi prensipleri ve duruşları vardır ki, kadınlardan duruş ve prensip bekleyeceklerdir...”

Bunlar bir aldatmacadan ibarettir...
***
Farkındayım...

Mutsuzluk ve umutsuzluk aşılamaktayım bu Pazar günü...

O zaman küçük bir ipucu erkekler için...

Bir kadının aramaları seyrekleşti mi sakın “hayra” yormayın, “şerre” yorun...

Bir kadının size ilgisi sonsuz devam ediyorsa, başına en büyük felaketler gelse sizi aramadan edemez...

Kısa süreli “yeni bir durum dayatma blöflerinin” dışında uzaktan ya da yakından kontrol etmeden yaşayamaz...

İşini, arkadaşını, anasını, babasını bahane ederek seyrekleşmekteyse eğer aramalar...

Yavaş yavaş “uzuyor” demektir...

Size de “ikilemek” düşmektedir...
  Necati Doğru ndogru@gazetevatan.com 27.04.2008                                                                                                                                             

          
        Ar damarı çatlamış “Çalık’lamacı” havası! 
Çeşitli gazetelerde yazı yazan değerli kalem sahibi arkadaşlarımız arasında bazıları var ki son günlerde “ar damarı çatlamış Çalık’lamacı” havası vermeye başladılar.
Yanılıyor değilim.
Okuduğumu anlarım.
Ne yazdığımı bilirim.
Kaldı ki, sözünü ettiğim “ar damarı çatlamış Çalık’lamacı arkadaşlar” çok açık seçik, kelimelerin ve savundukları egemenlerin hakkını vererek yazıyorlar.
Çalık’lama nedir?
Çalık’lamacı kimdir?
Bir gazeteci kimdir?
Ar damarı nasıl çatlar?
Bunları izah edeyim.
Özel sektör bankalarından değil de devlet bankalarından 10 yıl vadeli, 3 yılı ödemesiz libor artı yüzde 4.85 gibi bugünün koşullarında ballı börek sayılabilecek faizle para alabilmeyi başarmış olan ve Başbakan’ın damadını holdinginde genel müdür olarak çalıştırabilen iş adamı Ahmet Çalık’ın “Sabah ve ATV’yi satın alarak mülkleri arasına sokmasına” Çalık’lama denir.
***
Kapitalizmle...
Liberalizmle..
Özel girişimcilikle...
Proje geliştirmeyle...
Küreselleşmeyle...
Hiçbir ilgisi, tutarlılığı yoktur. “Çalık’lama” yüzde yüz yerli bir yöntemdir; iktidar partisinin başkanı ve Başbakan’ın damadına holdingte iş vermek karşılığında devlet bankalarından uygun şartlarda 750 milyon dolar tutarındaki yüklü bir parayı emerek ve “devletin Katar Emiri ile ilişkisini zenginleştirerek devletin malı olan Sabah Gazetesi’ni ve ATV televizyonunu Ahmet Çalık’ın mülkleri arasına transfer edebilmek”tir.
Ayrıntıya girmeyeyim.
Sizi yormayayım.
Çalık’lama transferdir.
Devletin malını...
Devletin parasıyla...
Devleti kullanarak...
Özelin mülküne katmaktır...
***
“Çalık’lamacılık” ise “devletin parasıyla devletin malını mülkiyetine geçirme eylemini” görmezden gelip, bilmezden gelip; Shakspeare’in Hamlet adlı oyununda bir babanın oğluna verdiği öğüdü yazmaktır.
Shakspeare’e sığınmak.
Hamlet’e dayanmak.
Çalık’lamacılıktır.
Tiyatroya ne gerek var.
Shakspeare’e yazık.
Hamlet’e zulüm.
Hayatı anlat.
Hayatta ne olmuş?
Ahmet Çalık adlı iktidara yakın iş adamı, özel sektör bankalarından istediği halde tek kuruş alamamış fakat Başbakan’ın damadını holdingine genel müdür yaptığı için devlet bankalarından 750 milyon doları kapıvermiş, devletin malı Sabah ile ATV’yi mülküne katıvermiş.
Tartışılan bu!
Doğru mu, değil mi?
“Çalık’lama” bugünün dünya koşullarında; kapitalizme, liberalizme, özel girişimciliğe, küreselleşmeye uyar mı? Etik midir, kapitalist ahlaka sığar mı?
Ar damarı çatlamış.
Aydın Doğan da “devletin malı olan Petrol Ofisi’ni sahiplenirken devlet bankasından kredi almış” diye yazarak dosya trampa ediyor. Aydın Doğan’ın defosu varsa, Başbakan’ın damadını, oğlunu, kızını holdinginde çalıştırıyor ya da gazetelerini “iktidar yağcılığı ile yalakalığına alet edip” devlet bankalarından “ballı kredileri emiyorsa” onu da yaz.
Durma yaz.
Biz Çalık’ı yazıyoruz.
Sen de Doğan’ı yaz.
Gerçekler görünsün.
Gerçekleri yazmayarak, yazarın uydurduğu oyun kahramanı kartondan Hamlet’in arkasına saklanarak; “Kavga istiyorsanız biz de kavgaya varız” demek aslında; “gelin dosyaları halktan gizleyelim, sen benim patronumu görme, ben de senin patronunu görmeyeyim” demektir.
Ar damarı çatlaması budur.
Ar damarı yırtılmış.
Çalık’lama savunuyor.
Öbürü de; “Çalık’tan 900 bin YTL “transfer parası” ve çok yüklü aylık maaş almış; “Biz Ahmet Çalık’ı neden devlet bankasından kredi aldın, kredinin şartları nedir diye sorgulamayacağız” diye yazıyor.
Ar damarı çatlamış.
Çalık’lamacı bunlar.
 
                                                         
Sebahattin ÖNKİBAR  Önder Sav'ın Müslümanlığı mı, AKP'nin İslamcılığı mı?

Dinlenme fiyaskosunun müsebbibi Önder Sav ilk tepkiyi malum sözleriyle almıştı.
Hacca gitmek isteyen partilisine  “Araplara para kaptırma” diyen Sav fütursuzluğunu daha da ileri taşıyarak İslamın Şanlı Peygamberi hakkında da tasvip edilemeyecek bir tutum sergilemişti.
Önder Sav, bireysel tercihleri bağlamında elbette sorgulanamaz, ama CHP gibi bir yapının iki numarası da  böyle konuşamaz.
Önder Bey bu tutumuyla CHP’nin üzerinde  onlarca yıldır var olan din karşıtı imajını parlatmış oldu. Dahası, Önder Sav o boşta bulunmayla  Deniz Baykal’ın yıllardır iğne ile kuyu kazma misali  oluşturmaya başladığı dine saygılı CHP imajına da darbe vurdu.
Kuşkusuz bu bir söz kazasıydı ama din gibi hassas bir konuda akbabaların başlarda gezindiğini bilmek gerekiyor.
Peki, Önder Bey’in bu sözleri CHP ile irtibatlandırılabilir mi?
Hayır...
CHP’yi bugün zihniyet olarak temsil eden lideri, yani Sayın Deniz Baykal’dır, ki onun islama olan  samimi bağlılığı ve saygısı sadece bayram günlerinde torunlarını camii şerife götürmesi ve o fotoğrafı vermesi  ile değil, ayrıca onlarca yıldır eşi hanımefendi ile  beraber gösterişten uzak tuttukları  ramazan  oruçları  ile sabittir. Bu  satırların yazarı, Baykal Ailesinin Ramazan ayında oruç tuttuğunu ilk kez 1996’da Türkiye Gazetesi’nde yazmış,  keza aynı şey  Ertuğrul Özkök gibi yazarlar tarafından da defalarca kaleme
alınmıştı.
Sorarım size, böylesine samimi inanç sahibi  lideri olan bir partiye din karşıtı demek en hafifinden insafsızlık değil midir?
Önder Sav’ın asla onaylamadığımız o sözlerine rağmen biz AKP’nin İslam’a çok daha zarar verdiği kanaatindeyiz.
Evet, AKP sayesinde toplumun büyük bölümü adeta dine karşı bir cepheye sürüklenmiş ve siyasi partiye karşıtlık, inanca karşıtlık şeklini almıştır. AKP yapay din patronajı ile kitleleri refleksel bir konuma sokmuştur.
AKP  sayesinde din inanç olmaktan çıkıp devlette yükselmenin referası haline gelmiş ve en belirleyici unsur olmuştur.
AKP ile beraber İslam inanç olmanın ötesinde  BOP gibi emperyal projelerin odağı yapılmış ve de dinlerarası diyalog, İbrahimi dinler gibi reformcu masallarla adeta  iğdiş edilmeye başlanmıştır.
AKP bu haliyle islama yüklenen  yeni misyonun  Truva atı konumundadır.
Dahası AKP  adeta islamı Protestanlaştırmanın ifadesidir.
Değilse, sorarım size emparyalizmin AKP muhabbeti nasıl açıklanacak? Okyanus Ötelerinden Kıt’a Avrupasına kapatılma davasına yükseltilen feryatlar nasıl izah edilecek?
AKP sayesinde tasavvur dahi edemeyecekleri yüklü maaşlar alan  sözde kalemşörleri değil ama bu yapıya körü körüne iman edenlere soruyorum emparyalizmin AKP’ye verdiği sınırsız desteğin hiç mi anlamı
yoktur?
Yahu bırakın onu bunu, siz Tayyip Erdoğan’ın Irak’ta katledilen yüzbinlerce masum Müslüman için tel’in bağlamında bir söz olsun ettiğini hiç işittiniz mi?
İşitemezsiniz, zira Tayyip Erdoğan artık o katliamcıların kumpanyasına dahil olmuş, yani onlarla aynı safta olmayı seçmiştir.
Buradan bakınca cevap verin Önder Sav mı islama çok zarar verdi yoksa AKP  mi?